İrlandalıların Anlamamazlıktan Gelme Davranışı ve Avrupa’daki İncelik Kültürü

Herkese merhaba sevgili dostlar,

Yeni bir kültür yazısıyla karşınızdayım. Bu yazımı yazarken hem gülmenizi, hem ”Avrupa” denen hayali kavramın mükemmel bir şey olmadığını bir kez daha anlamanızı, hem de aslında hepimizin farklı coğrafyalarda yetiştirilmiş ve oranın kafa yapısına göre programlanmış bireyler olduğumuzu idrak etmenizi amaçlamaktayım. Web günlüğümün amacı sizin yurt dışına taşınma kararınıza katkıda bulunmak olduğuna göre, bu yazıda bulunan bilgileri de kendi hayat görüşünüzle karşılaştırıp, böyle farklı bir kültürel çevrede yaşayabilir miyim diye kıyaslama yapabilirsiniz.

Yazımın ana konusuna geçmeden önce, burada keşfettiğim birkaç farklı veya ilginç denebilecek davranıştan bahsedeyim.

Kültürel İlginçlikler ve Avrupa’daki İncelik Kültürü

  • İrlandalılar, Türklerden ortalama olarak çok daha hızlı yürüyor; halbuki ortalama olarak bizden çok daha uzun boylu değiller. Belki burada ne zaman yağmur yağacağı ve rüzgar çıkacağı belli olmadığı için, böyle bir özellik geliştirmişler 😀 Ancak mağazaların önünde bir şey görüp odun gibi birden durma özellikleri burada da mevcut.
  • Batılı ülkelerde, birincil isim (primary name) diye bir kültür var. İlk adının yazdığı yere bakıyorlar, isim hanesindeki 1. kelime ne ise onu senin adın kabul ediyorlar. İkinci isminin çağırılmak için kullanılan ismin olabileceğini düşünemiyorlar, anlamıyorlar, değişmiyorlar. Hayri ismimi bir türlü okuyamıyor, kafayı yiyorlar, ikinci ismimi kullanıyorum John (Can) diyebilirsin, çok kolay diyorum; ooooo çok haklısın, bundan sonra Can diyeceğim diyor, ertesi gün yine Hayri demeye çalışıp beceremiyor hıyar. Öyle bir alışmışlar ki, mutlaka 1. isim kullanılacak. O nedenle çocuğunuza isim koyarken, bunu göz önünde bulundurun derim.
  • Kurallar dahilinde çok kötü araba kullanıyorlar. Yani kurallara harfiyen uyuyorlar, ancak çok garip bir kullanım şekilleri var. Birden hızlanıp, çok hızlı gidip, trafik ışıklarının ucunda zınk diye duruyorlar. Araç kullanırken de, yaya olarak yürürken de çok rahatsız oluyorum; onlara çarpacakmışım ya da onlar bana çarpacakmış gibi geliyor hep. Delinin dert ettiğine bak biz İstanbul’da ne yapalım dediğinizi duyar gibiyim; ancak bunu bir gün deneyimlerseniz kulaklarımı çınlatırsınız 😀 Bu şekilde araç kullanmalarını, trafik ışıklarının çok hızlı yeşilden kırmızıya geçmesine bağlıyorum. Konuyu uzattım ancak şunu da ekleyeyim: 1 yıldan sonra TC ehliyeti burada geçmediği için, 10 yılın ardından baştan ehliyet aldım ve burada ehliyet almak, Türkiye’de ehliyet almaktan katbekat zor. Bunu da görünce, kötü araç kullanımları üzerine şaşkınlığım bir kat daha arttı diyebilirim.
  • Yine trafikten gidiyoruz ancak şöyle bir gözlemim de var: Avusturya ve batısı diye sınıflandırabileceğimiz, görece kuralların iyi uygulandığı ve adaletin işlediği ülkelerde, kurallara uymaktan dolayı gözüken bir yanılsama var. İnsanlar kurallara uyduğu için herkes çok uyumlu ve ahlaklıymış gibi bir yanlış anlaşılma oluşuyor; en azından ben Avrupa’ya gezmeye gittiğim ilk yıllarda böyle sanmıştım. Sonra, bunun aslında adaletin iyi işlemesi sebebiyle, basit suçlarda ceza yememek için, daha ağır suçlarda ise hapse girmemek için insanların bu suçları işlemekten çekindiği sonucuna vardım. Yoksa aslında burada da herkes mükemmel eğitim almıyor veya mükemmel birer örnek vatandaş olmuyor. Ancak, daha önce İsviçre’ye ve bazı İskandinav ülkelerine gittiğim için ve 1.5 yıldır İrlanda’da yaşadığım için, çok ilginç bir şey keşfettim: Bazı insanlarda ”incelik” var. İngilizce olarak ”delicacy, elegance, grace” gibi kelimelerle tanımlayabiliriz. Yani karşındakine incelik gösterebilmekten, sadece ahlaklı davranışta bulunmak değil, üstüne karşındakinin durumunu görüp, empati yapıp, ona göre davranmaktan bahsediyorum.Şöyle bir örnek vereyim: Trafikte araba kullanmak için ehliyete ihtiyaç olduğundan, herkes kursuna gittikten sonra trafiğe çıkabiliyor. Cezalar da polis tarafından uygulandığından, herkes kurallara uyuyor. Öte yandan, bisiklete binme eğitiminin cezaya bağlı bir prosedürü yok. Bir bisikletlinin uyması gereken kurallar yasal olarak belirlenmiş olsa da, bunları bilme zorunluluğu bir bakıma yok. Olay da burada kopuyor: Bizim o araba kullanırken trafik kurallarına uyan İrlandalı profili, tam bir bisikletli trafik canavarına dönüşüyor. Sokak boşsa kırmızı ışıkta geçiyor, yayaları takmıyor, yavaş bir bisikletliyseniz 10 santim yanınızdan sıyırarak geçiyor. Ben %100 eminim ki aynı kişi araba kullanırken asla o derece tutarsız bir sürüş yapmıyordur. Yani, ”Eğitim cahilliği alır, eşşeklik baki kalır.” lafı bu duruma cuk oturuyor.

    Bunun aksine, özellikle İsviçre’de ve Norveç’te yaşadığım durumları hatırlıyorum. Cenevre’de bir ara sokakta, karşı duvarın fotoğrafını çekiyorum diye beni bekleyen bir araç sürücüsü olmuştu! Fransa’da gördüğüm yapmacık bonjuur ve mersii’lerin aksine, Norveç’te içten gülümseyen ve sana yardımcı olmak isteyen insanlar gördüm ve tanıdım. Yani bazı ülkelerde insanlar öyle bir şekilde yetişiyor ki, sadece ceza yememek için değil, sadece ahlaklı görünmek için değil, karşısındakine bir birey olarak değer verdiği için içten bir şekilde iyi davranıyor. Tabii ki böyle insanlar İrlanda’da da, Türkiye’de de vardır ancak nasıl oluyor da İskandinav ülkelerinde, Hollanda ve İsviçre’de bu oran çok daha fazla? Bu noktada ben şu sonuca varıyorum: Devlet politikasıyla desteklenen ve ilgili ülkenin yurttaşları tarafından içselleştirilmiş görgü ve çocuk yetiştirme kültürü. Demek istediğim, bu sadece aile içinde veya sadece devlet politikasıyla edinilebilecek bir temel değer değil. Siz istediğiniz kadar yasa çıkartın, halkı bunu uygulamaya ikna edemediğiniz sürece gelişme kat edemezsiniz. Öte yandan, devlet olarak insanları doğruya yönlendirmeden sadece aile içinde kendilerini geliştirmelerini beklerseniz, ortak bir paydada buluşamazsınız ve gerisini biliyorsunuz zaten 😀

 

İrlandalıların Anlamamazlıktan Gelme Davranışı

İşte bu benim için anlatması çok ilginç bir konu ve 1.5 yıllık süreç içinde bu sonuca vardım. Hani Cem Yılmaz diyor ya, milyon kere gözlemin içinden süzülmüş bilgidir bu diye, işte onun gibi bir şey 😀

Sevgili İrlandalılarda iki farklı anlamamazlıktan gelme davranışı var ve bence Türklere oldukça yabancı bir durum bu. Hala neden böyle olduklarını çözemiyorum ama huy olarak gerçekten böyle bir durum olduğundan eminim. Bu anlamamazlıktan gelme durumlarını ikiye ayırıyorum:

1) Şapşallık: Bilmiyorum İrlanda’da yaşayan diğer Türk dostlar ne der ancak, çok cin fikirli ve açıkgöz İrlandalılar tanımama rağmen, gerçekten çok şapşirik İrlandalılar da var. Yani gerçekten anlamıyor 😀 Benim İngilizcem yetmiyor olabilir mi acaba diye düşündüm fakat çok fazla sefer bu durumla karşılaşıp, başka arkadaşlardan da duyunca artık ikna oldum diyebilirim. Bu konuda şöyle bir teorim var, ki bu konuda bilimsel çalışmalar da var sanırım: İnsanların konuştuğu ana dilin yapısı, pratik zeka ve kavrama kabiliyetlerini etkiliyor. Türkçe yazıldığı gibi okunan ve kelimelerin ekleriyle oynayarak konuşulan yapboz gibi bir dil olduğundan, bizlerin çocukluktan itibaren daha pratik zekalı insanlar olduğumuza inanıyorum. Sırf çakallıktan değil yani 😀

Örneğimize gelelim: Burada GoCar isimli bir saatlik araç kiralama servisi var ve 3 kazasız rezervasyondan sonra, yıllık 100 Euro karşılığında kiralamalarınıza tam sigorta garantisi sağlıyor. Ben de uygulamada bununla ilgili başvuru bilgisi bulamadığımdan, Müşteri Hizmetleri’ne nasıl yapabileceğimi danışmak üzere e-posta gönderdim. Karşılık olarak, ”Bize e-posta göndermelisiniz” cevabını aldım :D:D:D:D. E, gönderdim ya?

Hatta şimdi tekrar baktım, önce detay istemişim. Detayı almışım fakat nasıl satın alacağımı söylememiş görevli. Anlatamadım sanırım, ben satın almak istiyorum demişim. Ardından temsilci, bize e-mail atmalısınız demiş :D. Bilmiyorum ben mi yanlış düşünüyorum ama bu e-posta Türkiye’de gönderilmiş olsaydı daha 1. cevapta bu bilgiyi vermekle kalmaz, başka şeyler de satmaya çalışırlardı bana 😀

1

 

2

 

3

4

2) İşine Gelmeme: İşte bu beni bitiriyor dostlar. Bu bize çok ters, bu Türkiye’de olsa ortalığı yıkarız. İrlanda’da bir süreç daha önce tanımlanan kurallara göre işliyorsa sorun yok. Daha önce tanımlanan kurallara göre yanlış işliyorsa, bunda da sorun yok. Yani daha önce belirlenen herhangi bir koşula göre bir durum oluştuysa tamam, yanlış bir iş yapılmış olsa bile tıkır tıkır düzeltiliyor.

Gelin görün ki, daha önce hiç olmamış bir şeyle karşılaşmaya görsünler, deve kuşu gibi kafalarını kuma gömeeeer, size karşılık bile vermezler. Üstelik konu e-posta ya da telefon üzerinden ilerleyen bir şeyse, yandınız! İnsanı öyle sinir ediyor ki, yok yani cevap gelmiyor! İşiniz de çözülmüyor, geçmiş olsun. Bu huylarında art niyet aramalı mıyım yoksa yine şapşallıklarına mı vermeliyim, bilmiyorum.

1)

Örneğin, ekonomik durumlardan dolayı, yüksek lisansa geldiğim programın 2. dönemine devam edemedim. İşe girdim, 2. öğretim program açılmadı, ben de okula gitmeyi bıraktım. Zaten oturma iznim de artık çalıştığım şirkete bağlanmıştı. Buraya kadar sorun yok. Şubat 2019’dan beri durumu bildirmeme rağmen, her birime ve her sorumluya e-posta göndermeme rağmen, her dönem bitişi ve başlangıcında borcum olduğu konusunda e-posta alıyorum, üstüne bir de alacaklı gibi sinirli bir tonda telefon aldım en son. Ulen ben zaten program ücretini komple başta bayılmışım, kendisi dahil herkesi bilgilendirmişim, okula gitmiyorum, adam beni aramış ”ama bak borcun var sınavlara giremezsin” diyor. Ödemelisin, ödemeyeceğim, ödemelisin, ödemeyeceğim diye diye sonunda adam pes etti, tamam bize gönderdiğin e-postaları bana toplu gönder dedi. Gönderdim, yine ses yok 😀

2)

Şimdi size büyük final, finallerin finali, öküzlüklerin oscar’ını anlatıyorum ve yazımı noktalıyorum: iPhone’umu tamire verdim, garanti kapsamında değişim yapıldı (bu konuda da yazı gelecek), fakat karşıma şöyle bir sorun çıktı: Türkiye’den aldığım telefona karşılık değişim yapılan telefonun Türkiye’de BTK kaydı yok! Gitti mi bizim telefon kaydı? BTK e-devlet sayfasına baktım, diyor ki değişim belgesinde IMEI numarası (telefon kayıt numarası gibi bir şey) yoksa, eski telefonun kaydını yeni telefonun kaydına geçirmeyiz. IMEI numarası, seri numarasıyla aynı şey değil ve bunu bütün telefon servisleri eminim ki çok çok iyi bilir.

Ben de bu nedenle tamir yaptırdığım servise e-posta göndererek, IMEI numarası içeren yeni bir değişim belgesi hazırlayıp hazırlayamayacaklarını sordum. Cevap ne gelse beğenirsiniz? Belgede zaten seri numarası olduğunu ve belgeyi incelersem bunu fark edebileceğimi söylediler. Yani, hem sorumu cevaplamıyor, kendi bildiğini okuyor, hem de bana geri zekalı muamelesi yapıyor. Ulan hıyar, IMEI diyorum IMEI! Tabii ben durur muyum, cevap gelmeyeceğini bile bile inatla cevap yazdım, IMEI numarasının seri numarası olmadığını, bu numarayı dahil edip edemeyeceklerini tekrar sordum; tabii ki cevap gelmedi!

11

 

44

 

33

 

22

 

Yorumu size bırakıyorum. Aman ne büyük dertlerin var diyebilirsiniz, haklısınız, bunlar önemsiz şeyler. Ancak bu kafa yapısının kendi iş hayatınıza da yansıdığını düşünün. O zaman işler ilginçleşiyor 😀 Hem İrlanda’ya oturmaya mı geldik? Gözlemlerimiz tabii ki olacak.

Evet, Türkiye’de üçkağıt var, dolandırıcılık var, ama böyle lakaytlık olmadığını düşünüyorum.

İrlandalıların Anlamamazlıktan Gelme Davranışı ve Avrupa’daki İncelik Kültürü” için 3 yorum

  1. Sevgili Can (Hayri degil),
    2 yildir Hollanda’da yasayan bir Turk olarak, Irlanda ile farkliliklara ve benzerliklere sasirdim. Hollandalilarin bisiklet ile ayni sekilde asla kurallara uymamasini ben kulture bagliyordum ancak senin tespitin de yerinde dogrusu. Burada da ayni sekilde “musteri memnuniyeti” diye bir kavram yok. Musteri olarak kasada diger musteri ile sohbet eden kasiyeri bekleriz sorun degil 🙂 bir yandan da bu tavirlari biyik altindan gulerek seviyorum da. Bu sekilde mutlu bir sekilde calisiyor herkes. Her seyin posta ile her ay duzenli kagit olarak gelmesini de ilginc bulurum hala. 2019 yilinda artik kagit tuketmesek mi? Ustelik e-posta ile iletilsin talebimi defalarca iletmisken🤦‍♀️ Buranin bir de “her seyi en iyisini bilirim”i meshur. Katildigim bir workshopta, sunan kisi neden not almadigimi sordu. Telefonuma not aldigimi soyledim, kagit ve kalem ile daha iyi olacagini soyledi. Neden? Cunku her seyin en iyisini biliyorlar. Ah bu ozguven ortaminda yetisen bireyler Vs. Biz. Sorry diye bir kavram da yok. (Var da diyen yok). Birine carpip gecmek cok normal ya da sokakta bi anda onunde dikilmek birinin 🙂 “Alman usulu odeme” kesinlike Hollanda topraklarinda dogmus olmali. Bu sefer kahve benden yerine benimki 2,35 euro seninki 2,89 gibi kurus hesaplari ile tikkie denen uygulama uzerinden herkes hesaplasiyor🤦‍♀️ Gelelim guzel seylere… bu kulturun en cok spor ile icice olmasini seviyorum. Tum aile bireyleri her yasta spor ile ilgileniyor. Guler yuzlu olmalarini, sabahlari nese icinde gunaydin demelerini seviyorum. Pragmatiklik sevdigim bir diger ozellik. Is yasam dengesi konusunda harikalar ama iste de uzun uzun balkon sefalari yok, isteyken verimli bir sekilde calisilir. Dakikler. Asla toplantisina gec kalan Hollandali gormedim. Kendi iclerinde show off (gosteris) seven kisilerin de oldugunu iddia etseler de gosteris gormemisler🤪 bu dogal tarzlarini seviyorum. Erkekler de kadinlar kadar cocuklarindan sorumlular. Bu tur sorumluklara, kadina yardim degil gorev dagilimi olarak bakiliyor. Sag kanat partiler yukseliste gibi olsa da genel olarak irkcilik yok. Ve son olarak ulkeye giris yaparken, Hollanda polisinin her zaman esprili ve guler yuzlu olmasi kalp ben.

    Beğen

  2. Burada ki uzun yolcuğumun kısa başlangıcında yaşadığım ve sanırım ileride yaşayacağım her türlü detay ve olayı özetlemişsin Can. Harikasın.
    Burada yaşamakta, öğrenci olamakta, iş bulmak ve sonrasında çalışmakta ayrı ayrı detaylandırılacak konular sanırım.
    Devlet işleri gerçekten aşırı yavaş işliyor. Banka hesabı için verdiğim 1 aylık çabanın sonunda başarıya ulaştım. Senin işlerinin yolunda gidip gitmediği ya da aksama ihtimali pekte kimsenin umrunda değil tabi ki. Bir evrak istiyorsun en yakın bir haftaya eline ulaşıyor. Bu da tabi işleri uzatmaktan başka bir işe yaramıyor.
    Bisiklet kullananlar hakkında yazdıkların tamamiyle çok doğru. Araba kullananlardan çok onlardan korkar oldum. Bir de bence en önemli konu trafik. Eylül itibari ile okullar açıldığı için 25-30 dakika içinde ev-okul arası geldiğim yolu şuan ancak 1 saatte gelebiliyorum. Delilik değil mi? Bu kadar az nüfuslu bir yerin bu kadar trafik yaşaması enteresan bir durum gerçekten. Sanırım bu durum ulaşımın yetersizliğinden kaynaklanıyor.
    Yazılarının devamını bekliyorum. Buraya gelmeden önce ve geldikten sonra bana çok yardımı oldu.
    Sonsuz teşekkürler…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s